İkincil Kontrol Raporunun Yükümlü ve Mahkemeler Açısından Bağlayıcılığı
Gümrük Kanunu m. 243/3 ve Danıştay 7. Daire Kararı Işığında Bir Değerlendirme
Gümrük vergilerinin hesaplanmasında eşyanın teknik niteliğinin doğru tespiti, hem idare hem de yükümlü açısından uyuşmazlığın merkezini oluşturmaktadır. Eşyanın hangi tarife pozisyonunda sınıflandırılacağı, doğrudan eşyanın yapısı ve teknik özellikleri hakkındaki belirlemeye bağlıdır. Bu kapsamda 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 243. maddesi ile birincil kontrol raporuna karşı yükümlüler tarafından 15 gün içerisinde itiraz edilebileceği düzenlenmiştir. Maddenin devam eden üçüncü fıkrası ise "İkinci tahlil sonucu, eşyanın teknik özelliklerinin ve niteliklerinin belirlenmesi yönünden kesindir." hükmünü taşımaktadır. Buradaki "kesinlik" ifadesinin ne anlama geldiği uygulamada idare ve yükümlü nezdinde tartışmalara yol açmaktadır.
I. İkinci Tahlil Sisteminin İşleyişi
Kanun’un 243.maddesine göre, yükümlüye tebliğ edilen kimyevi tahlil sonuçlarına karşı tebliğden itibaren on beş gün içinde gümrük idaresine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine, ilk tahlili yapan kimyager dışındaki iki kimyager tarafından ikinci tahlil yapılır. Yükümlünün talebi hâlinde, idare, gümrük kimyageri olmayan bir gözlemci kimyagerin ikinci tahlilde hazır bulunmasına izin verir.
II. "Kesinlik" İfadesinin Anlamı: İdari Kesinlik, Yargısal Bağlayıcılık
Kanun’un 243/3 maddesindeki "kesin" sözcüğü, maddenin kendi bağlamında idari kesinlik anlamına gelmektedir: İkinci tahlil sonucu, idare içindeki itiraz yolunu tüketmekle; idare artık bu sonucu tartışmaz ve uygulamasının esasını bu tespite dayandırır. Madde, kimyevi tahlile itirazın nasıl karşılanacağını düzenleyen bir usul maddesi olmakla bu düzenlemenin yargısal denetimi sınırlandıran bir hüküm olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
"Kesinlik" ifadesini mahkemeler açısından bağlayıcılık olarak okumak, olsa olsa idarenin kendi tasarrufunu kendi lehine bağlayıcı kılması sonucunu doğurur ki bu, yargı yetkisinin özüyle bağdaşmamaktadır. Nitekim bu yöndeki değerlendirme Anayasa'nın 125. maddesindeki, "İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır." hükmü ile çelişki yaratmaktadır.
Yine Kanun’un 243 maddesinin 3. fıkrasındaki kesinlik ibaresinin eşyanın GTİP’inin kesinleşme olarak yorumlanması mümkün değildir. Zira Kanun koyucu madde düzenlemesinde “...işlem yönünden kesindir” veya “...tarife tespiti yönünden kesindir” düzenlemesi yerine; kesinliğin sınırını açıkça "teknik özellikler ve nitelikler" olarak çizmiştir. İstisnai ve sınırlayıcı hükümlerin genişletilerek yorumlanamayacağı ilkesi uyarınca , kanunun teknik veriye tanıdığı kesinlik, idarenin o veriden çıkardığı hukuki sonuca (GTİP'e) teşmil etmeyeceği açıktır .
III. Raporun Hukuki Niteliği:
Yargılama hukukunda bilirkişi, davanın çözümünün gerektirdiği özel ve teknik bilgiyi mahkemeye sağlayan kişidir. Bu nedenle bilirkişiye başvurma, uyuşmazlığın teknik bilgi gerektiren bir yönünün bulunmasına bağlıdır. Gümrük Kanunu'nun 15. maddesi uyarınca gümrük vergisi, yükümlülüğün doğduğu tarihte yürürlükte olan tarifeye göre hesaplanır; dolayısıyla tarife pozisyonunun tayini bakımından söz konusu teknik bilgi, belirlenecek eşyanın teknik niteliği ve yapısı konusundaki belirsizliklerin giderilmesi için gereklidir.
İşte bu noktada ikinci tahlil raporunun niteliği belirginleşir: Rapor, ürünüdür. Yükümlü sürece yalnızca gözlemci olarak girebilir. Bağımsız ve tarafsız mahkemelerin kararlarının taraflara ve topluma güven verebilmesi için, uyuşmazlığın çözümünde kullanılan teknik bilginin, kanunların öngördüğü usullere göre hâkimlerce seçilmiş, davacı ve davalıyla ilgisi olmayan, tarafsız bilirkişilerce düzenlenmesi gerekir. Bu nitelikte olmayan bir inceleme, uyuşmazlığın çözümüne esas alınamaz. Bu itibarla yükümlülerin sadece gözlemci olarak müdahil olduğu ikincil kontrol raporu hazırlanma sürecinin idarenin kendi bünyesindeki bir laboratuvarda, yine idarenin kimyagerleri tarafından yürütüldüğü dikkate alındığında, uyuşmazlığın tarafı olan idarenin hazırladığı bu raporun mahkeme açısından doğrudan bağlayıcılığı söz konusu olmaz.
Bu tespit, Danıştay 7. Daire'nin 23.05.2023 tarihli, E. 2020/295, K. 2023/2629 sayılı kararında açık biçimde ifadesini bulmuştur:
"Bağımsız ve tarafsız olan mahkemelerin kararlarının, taraflara ve topluma güven verebilmesi için, uyuşmazlığın çözümünde kullanılan özel veya teknik bilgiyi içeren bilirkişi raporlarının, kanunların öngördüğü usullere göre, hakimlerce seçilmiş, davacı ve davalıyla ilgisi olmayan, tarafsız bilirkişilerce düzenlenmesi gereklidir. Bu nitelikte olmayan, taraflarca yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu elde edilen bilgilerin uyuşmazlığın çözümüne esas alınmasının, yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılacağı yolundaki anayasal ilkeye aykırılık oluşturarak, toplumdaki yargıya güven duygusunu zedelemesi kaçınılmazdır."
İlgili Danıştay içtihatında da anlaşılacağı üzere; 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 243/3. maddesindeki "kesinlik", idare içi itiraz yolunu tüketmeye ilişkin idari bir kesinliktir; mahkemelerin takdirini sınırlandıran bir bağlayıcılık değildir. İkinci tahlil raporu, davalı idarenin kendi laboratuvarında, kendi personeli eliyle düzenlenen bir inceleme ürünü olup, yargılama hukuku anlamında bağımsız ve tarafsız bir bilirkişi raporu niteliği taşımaz. Böyle bir raporun uyuşmazlığın çözümüne esas alınması, yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılacağı yolundaki anayasal ilkeye aykırılık oluşturur ve yargıya duyulan güveni zedeler.
Bu nedenle ikincil kontrol raporu, mahkeme için bağlayıcı değil, takdiri bir delil olarak değerlendirilmeli; mahkeme, uyuşmazlığın teknik yönünü, bizzat seçtiği tarafsız bilirkişiler aracılığıyla bağımsız biçimde çözmelidir.