Araç İthalatında 5607 Sayılı Kanuna Muhalefet Nedeniyle Eşya Müsaderesi: Mülkiyet Hakkı Kapsamında Değerlendirme
Araç ithalatı alanında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet iddiasıyla yürütülen soruşturmalarda, suça konu araç çoğu zaman suça karışan kişilerin değil, aracı…
Araç ithalatı alanında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet iddiasıyla yürütülen soruşturmalarda, suça konu araç çoğu zaman suça karışan kişilerin değil, aracı sonradan iyi niyetle ve resmi tescil kayıtlarına güvenerek satın almış üçüncü kişilerin elinden alınmaktadır. Bu durum, Anayasa'nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkı ile devletin kaçakçılıkla mücadele amacı arasında ciddi bir gerilim doğurmaktadır.
1. Kanuni Çerçeve
5607 sayılı Kanun'un 13. maddesi, kaçakçılık suçlarında TCK'nın 54. maddesindeki müsadere hükümlerinin uygulanacağını öngörür. TCK m. 54/1'e göre müsadere, ancak iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmayan eşya bakımından mümkündür. Yani bir aracın müsadere edilebilmesi için malikin suça kasıtlı katkısının bulunması gerekir; aracın salt suça konu olması yeterli değildir. Kanunun 16. maddesi ise müsadereye konu eşyanın malikine iade edilemeyeceği hâlleri düzenler.
2. İyiniyetli Üçüncü Kişi ve İlliyet Bağı
Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre müsadere için iki şart aranır: malikin suçla sübjektif bağlantısının (illiyet bağı) bulunması ve müsaderenin malike orantısız bir külfet yüklememesi. Malik, aracı tescil sistemine güvenerek ve geçmişinde herhangi bir kısıtlama görmeden satın almışsa, kural olarak iyiniyetlidir ve aracın müsadere edilmemesi gerekmektedir. Uygulamada mahkemelerin bu incelemeyi çoğu zaman atladığı görülmektedir.
3. Mülkiyet Hakkı Denetim Kriterleri
AYM, mülkiyet hakkına müdahalenin Anayasa'ya uygunluğunu üç ölçütle denetler: kanunilik (şeklî bir kanuna dayanma), meşru amaç (kaçakçılıkla mücadele bu kapsamdadır) ve ölçülülük (bireye aşırı külfet yüklenmemesi). Araç müsaderesi, mülkten tamamen yoksun bırakma niteliğinde olduğundan sıkı bir denetime tabi tutulur.
4. AYM Kararlarından Örnekler
İlliyet bağının araştırılmaması: AYM, derece mahkemelerinin malikin iyi niyetli olup olmadığını hiç değerlendirmeden müsadere kararı verdiği başvurularda ihlal tespit etmiştir. Benzer şekilde, finansal kiralamaya konu bir aracın maliki ile kiracısının iyiniyetli üçüncü kişi sayılarak müsadereden istisna tutulduğu kararlar da mevcuttur.
Kanunilik ihlali: Bir başvuruda, ithal edilip tasfiye edilen eşyanın iadesi talebi idare tarafından bir yönetmelik hükmüne dayanılarak reddedilmiştir. AYM, mülkiyete müdahalenin ancak kanunla yapılabileceğini vurgulayarak ihlal kararı vermiştir.
Orantısız külfet: Uzun süren el koymalarda tazminat ödenmemesi de ayrı bir ihlal nedeni olarak değerlendirilmiş; kaçınılmaz zararın ötesindeki kaybın (değer kaybı, mahrumiyet) tazmin edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Norm denetimi: 5607 sayılı Kanun'un 16. maddesine yönelik, araçların birden fazla el değiştirmesi ve tescil kayıtlarında kısıtlama bulunmaması nedeniyle mülkiyet hakkını ölçüsüz sınırladığı iddiasıyla AYM'ye itiraz yoluyla başvurular da yapılmıştır.
5. Uygulamaya Yönelik Çözüm Önerileri
Malik, yargılamaya malen sorumlu sıfatıyla katılıp iyiniyet iddiasını somut delillerle (satış sözleşmesi, tescil kayıtları) desteklemelidir.
Gerekçesiz veya illiyet bağını tartışmayan müsadere kararlarına karşı istinaf/temyizde bu eksiklik açıkça ileri sürülmelidir.
AYM'ye bireysel başvuru için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
Uzun süren el koymalarda ayrıca tazminat talep edilmelidir.
İdarenin iade talebini yalnızca yönetmeliğe dayanarak reddetmesi hâlinde, kanuni dayanaktan yoksunluk iddiası ileri sürülebilir.
Sonuç 5607 sayılı Kanun'daki müsadere hükümleri meşru bir amaca hizmet etse de, iyiniyetli üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını ölçüsüz sınırlayacak şekilde uygulanması Anayasa'ya aykırıdır. AYM içtihadı, malikin suçla illiyet bağının somut gerekçelerle ortaya konmasını, idarenin ancak kanuni dayanakla iade talebini reddedebilmesini ve uzayan el koymalarda orantısız külfet yüklenmemesini aramaktadır. Bu ilkelerin yargılamanın her aşamasında etkin biçimde ileri sürülmesi, iyiniyetli malikler için belirleyici önem taşır.